Meal Seç / Sure Seç

Fecr Suresi

TÜRKÇE - MUHAMMED ESED KURAN TEFSİRİ


( MUHAMMED ESED KURAN TEFSİRİ )

89 - Fecr
RAHMÂN, RAHÎM ALLAH ADINA (1)

1 - Otoritelerin çoğunluğuna göre, (9. sure -Tevbe- hariç bütün surelerin başında yer alan) bu ifade Fâtiha'nın ayrılmaz bir parçasını oluşturur. Bu nedenle 1. ayet olarak numaralandırılmıştır. Bütün diğer örneklerde ise besmele, surelerin başında yer alır ve fakat ayet sayılmaz. Rahmân ve Rahîm ilahî sıfatlarının her ikisi de "bağışlama", "merhamet", "şefkat" anlamına gelen ve fakat daha da kapsayıcı bir mana ifade eden rahmet isminden (bu ismin masdarından) türetilmişlerdir. İlk zamanlardan bu yana İslam alimleri, bu iki terimi birbirinden ayıran anlam nüanslarını tanımlamaya çalışmışlardır. Bu açıklamaların en ikna edici ve sade olanı İbni Kayyım'a aittir (Menâr I, 48'den naklen): (Ona göre,) Rahmân terimi, Allah'ın Varlığı kavramında içkin (mündemiç) bulunan ve ondan koparılması mümkün olmayan rahmet saçıcılığı vasfını kapsarken, Rahîm, bu rahmetin O'nun mahlukatı üzerindeki tezahürünü ve onlar üzerindeki etkisini, başka bir deyişle O'nun aktivite (faaliyet) tarafını ifade eder.

        
Nüzul sıralamasına göre onuncu sırada yer alan bu surenin adı, birinci ayetinde anılan fecr isminden gelmektedir.
1. Şafağı düşün
2. ve on geceyi! (1)

1 - "Şafak" (fecr) insanın ruhî uyanışını sembolize eder; bu nedenle, "on gece", hicretten önceki 13. yılda, Muhammed (s)'in ilk vahyini aldığı (bkz. 96. surenin giriş notu) ve insanlıgın ruhî uyanışına katkıda bulunmakla görevlendirildiği Ramazan ayının son üçte birlik kısmına işaret eder.

3. Çok olanı ve Tek olanı(2) düşün!

2 - Lafzen, "çifti ve teki" yahut "bir"i: yani, Yaratıcı'nın tekliği ve benzersizliğine karşılık yaratılanların çokluğunu (Begavî, Sa‘îd el-Hudrî'den naklen ve Taberî, yukarıdaki ifade ile ilgili alternatif yorumlarından birinde). "Çift sayı" kavramı aynı türden birden fazla unsurun varlığına işaret eder: başka bir deyişle, karşıtı veya karşıtları olan ve bu nedenle başka şeylerle belli bir ilişki içinde bulunan her şeyi kapsar (kars. 36:36'da, bütün varlık evrenindeki bariz kutupluluğa işaret eden ezvâc terimi). Buna karşılık vetr terimi -veya daha yaygın olan Necdî telaffuzuna göre vitr -"tek" veya "bir" olan şeyi kapsar ve bu nedenle, Allah'a verilen adlardan biri olarak kabul edilir: çünkü "hiçbir şey O'na denk tutulamaz" (112:4) ve "hiçbir şey O'na benzemez" (42:11).

4. Kendi yolunda akıp giden geceyi(3) düşün!

3 - İnsanın Allah'ın bilincine varması ile birlikte "kendi yolunda akıp gitmeye" -yani, uzaklaşıp ortadan kalkmaya- mahkum olan ruhsal karanlığın teşkil ettiği geceye îma.

5. Düşün bütün bunları; bunlarda, akıl sahipleri için hakikatin sağlam bir kanıtı(4) yok mudur?

4 - Lafzen, "[daha] sağlam bir delil" (kasem): yani, Allah'ın varlığının ve birliğinin ikna edici bir kanıtı

6. BİLMEZ MİSİN Rabbin neler yaptı ‘Âd [halkın]a,(5)

5 - Bkz. 7:65-72, ve özellikle 7:65 ile ilgili not 48'in ikinci bölümü. Sonraki ayette zikredilen İrem, bugün Ahkâf çölünün kumları ile örtülmüs bulunan ‘Âd kavminin efsanevî başkentinin ismi olarak bilinmektedir.

7. çok sütunlu İrem [halkına],
8. ki bütün o topraklarda bir benzeri inşa edilmemişti?
9. Ve vadide kayaları oymuş olan Semûd [halkın]a?(6)

6 - Bkz. sure 7, not 56 ve 59. Ayette zikredilen "vâdi", Medine'nin kuzeyinde, Suudi Arabistan'dan Suriye'ye giden eski kervan yolu üzerinde bulunan Vâdi'l-Kurâ'dir.

10. Ve [pekçok] çadır direğine(7) sahip Firavun'a?

7 - Bu tanımlamanın bir açıklaması için bkz. sure 38, not 17.

11. [Onlar] toprakları üzerinde hak ve adalet sınırlarını aştılar;
12. Ve orada büyük bir yozlaşma ve çürümeye sebep oldular;
13. İşte bu yüzden Rabbin onları azap kırbacından geçirdi;
14. Çünkü Rabbin, şüphesiz, her zaman gözetleyip durmaktadır!
15. İNSANA GELİNCE,(8) ne zaman Rabbin onu, cömertliğiyle ve hoşnut olacağı bir hayat bağışlamakla denese, "Rabbim, bana karşı [ne kadar] cömertmiş!"(9) der;

8 - Fe-emmâ ("Ama ...'e gelince") edatı ile başlayan yukarıdaki ifade, 5. ayetteki "hakikatin sağlam kanıtı"na atif ile açıkça bağlantılıdır -insanın yalnız bu dünya ile ve ona en yakın/somut faydalar vaad eden şeyler ile ilgili olup kural olarak öteki dünyayı düşünmediğine işaret (Zemahserî, Râzî, Beydâvî).

9 - Yani o, Allah'ın lütfunu kendisinin hakkı olarak görür (Râzî).

16. ama geçim vasıtalarını daraltarak onu denediği zaman ise, "Rabbim beni küçük düşürdü!" di(ye sızlanı)r.(10)

10 - Yani o, refah yokluğunu veya kaybını bir imtihan olarak değil, ama ilahî "adaletsizliğin" bir delili olarak görür -ve dolayısıyla Allah'ın varlığını inkara kadar gider.

17. Ama hayır, hayır, [ey insanlar, bütün yaptıklarınızı ve yapmadıklarınızı bir düşünün:] siz yetime karşı cömert değilsiniz,
18. muhtaçları doyurmaya birbirinizi teşvik etmiyorsunuz,(11)

11 - Yani, "muhtaçları doyurma isteği duymuyorsunuz" (kars. 107:3).

19. [başkalarının] mirasını aç-gözlülükle yiyip bitiriyorsunuz,
20. ve sınırsız bir sevgiyle malı-mülkü seviyorsunuz!
21. Peki, [Hesap Günü nasıl davranacaksınız,] yeryüzü ardarda sarsılıp paramparça olduğunda,
22. ve Rabbin[in haşmeti] ortaya çıktığında(12) ve melekler [gerçek hüviyetleriyle] saf saf olduklarında?

12 - Lafzen, "Rabbin geldiği [zaman]", ki klasik müfessirlerin hemen hemen hepsi bunu (kelimenin soyut anlamıyla) Allah'ın aşkın haşmetinin görünmesi ve O'nun hükmünün bir tezahürü olarak görür.

23. İşte o Gün cehennem [gözönüne] getirilip konacak; o Gün insan [yaptığı ve yapmadığı her şeyi] hatırlayacak: ama bu hatırlamanın ne faydası olacak ona?
24. O, "Âh, keşke [gelecek] hayatım için önceden bir hazırlık yapsaydım!" diyecek.
25. Hiç kimse Allah'ın o Gün [günahkarlara verdiği] azap gibi azap veremez;
26. ve hiç kimse O'nun gibi bağlarla bağlayamaz.(13)

13 - Bkz. 73:12-13, not 7.

27. [Ama dürüst ve erdemlilere,] "Ey iç huzuruna ermiş olan insanoğlu!" [diye seslenecek Allah,]
28. "Rabbine O'ndan hoşnut kalmış ve [O'nu] hoşnut etmiş olarak dön:
29. gir, öyleyse Benim [öteki sadık] kullarımla birlikte,
30. gir cennetime!"