Meal Seç / Sure Seç

Leyl Suresi

TÜRKÇE - MUHAMMED ESED KURAN TEFSİRİ


( MUHAMMED ESED KURAN TEFSİRİ )

92 - Leyl
RAHMÂN, RAHÎM ALLAH ADINA (1)

1 - Otoritelerin çoğunluğuna göre, (9. sure -Tevbe- hariç bütün surelerin başında yer alan) bu ifade Fâtiha'nın ayrılmaz bir parçasını oluşturur. Bu nedenle 1. ayet olarak numaralandırılmıştır. Bütün diğer örneklerde ise besmele, surelerin başında yer alır ve fakat ayet sayılmaz. Rahmân ve Rahîm ilahî sıfatlarının her ikisi de "bağışlama", "merhamet", "şefkat" anlamına gelen ve fakat daha da kapsayıcı bir mana ifade eden rahmet isminden (bu ismin masdarından) türetilmişlerdir. İlk zamanlardan bu yana İslam alimleri, bu iki terimi birbirinden ayıran anlam nüanslarını tanımlamaya çalışmışlardır. Bu açıklamaların en ikna edici ve sade olanı İbni Kayyım'a aittir (Menâr I, 48'den naklen): (Ona göre,) Rahmân terimi, Allah'ın Varlığı kavramında içkin (mündemiç) bulunan ve ondan koparılması mümkün olmayan rahmet saçıcılığı vasfını kapsarken, Rahîm, bu rahmetin O'nun mahlukatı üzerindeki tezahürünü ve onlar üzerindeki etkisini, başka bir deyişle O'nun aktivite (faaliyet) tarafını ifade eder.

        
İttifakla ilk vahiylerden biri olarak kabul edilen ve çoğunlukla kronolojik sıralamada dokuzuncu sıraya yerleştirilen bu sure, adını ilk ayetinde geçen "gece" (leyl) kelimesinden almaktadır.
1. DÜŞÜN [yeryüzünü] karanlığa boğan geceyi,
2. ve aydınlığı yükselten gündüzü!
3. Erkeğin ve dişinin yaratılışını düşün! (1)

1 - Lafzen "erkeği ve dişiyi yaratmış olanı [veya "yaratanı"] düşün", yani erkek ile dişi arasındaki farklılığı oluşturan unsurları. Bu, gece ve gündüz, aydınlık ve karanlık sembolizmi ile birlikte -önceki surenin ilk on ayeti gibi- bütün tabiatta mevcut olan kutupluluğa ve dolayısıyla, insanın hedeflerini ve saiklerini karakterize eden (sonraki ayette sözü edilecek olan) çift kutupluluğa bir işarettir.

4. Gerçekte, [ey insanlar,] siz çok çeşitli hedefler (2) peşindesiniz!

2 - Yani, hem iyi hem de kötü hedefler (karş. 91:8, not 6) -zımnen, "ve yaptıklarınızın sonuçları da, zorunlu olarak çok çeşitlidir".

5. Her kim [başkaları için] harcar ve Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşırsa,
6. ve nihaî güzelliğin/iyiliğin gerçekliğine (3) inanırsa,

3 - Yani, zamandan ve sosyal şartlardan bağımsız ahlakî değerlere ve dolayısıyla, "ahlakî vecîbe" olarak tanımlanabilecek olanın mutlak geçerliliğine.

7. işte onun için [nihaî] huzur ve rahatlığa giden yolu kolaylaştıracağız. (4)

4 - Bkz. 87:8, not 6.

8. Cimrilik yapana ve kendi-kendine yeterli olduğunu zannedene (5) ,

5 - Karş. 96:6-7.

9. ve nihaî güzelliği/iyiliği yalanlayana gelince,
10. onun için zorluğa ve sıkıntıya giden yolu kolaylaştırırız:
11. bakalım serveti onu koruyacak mı (6) [mezarına] girdiği zaman?

6 - Yahut (doğrudan bir ifade ile): "serveti onu korumaz..." vd.

12. BAKIN, Bize düşen doğru yolu göstermektir;
13. ve hem öteki dünya, hem de [hayatınızın] bu ilk bölümü [üzerindeki hakimiyet] Bize aittir: (7)

7 - Bu ifade, insanın bu dünyadaki ve öteki dünyadaki hayatının, süregelen aynı olgunun iki safhasından ibaret olduğu gerçeğini vurgulamaktadır.

14. İşte, sizi alevler saçan ateşe karşı uyarıyorum;
15. [öyle bir ateş ki] kimse girmez, en onulmaz azgınlar dışında,
16. hakikati yalanlayan ve [ondan] yüz çeviren (azgınlar).
17. Ama, Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde olanlar (ateşten) uzak kalacak:
18. arınmak için servetini [başkalarına] harcayanlar,
19. gördüğü bir iyiliğin karşılığı olarak değil, (8)

8 - Lafzen, "O'nun nezdinde hiç kimsenin karşılığı ödenecek bir iyiliği yoktur". Bu ibare, en geniş anlamıyla, geleceğe yönelik bir karşılık beklentisini de kapsamaktadır.

20. ama yalnızca yüce Rabbinin rızasını kazanmak için:
21. işte böyleleri de, zamanı geldiğinde sevinci tadacaklar.