Meal Seç / Sure Seç

Leheb Suresi

TÜRKÇE - MUHAMMED ESED KURAN TEFSİRİ


( MUHAMMED ESED KURAN TEFSİRİ )

111 - Leheb
RAHMÂN, RAHÎM ALLAH ADINA (1)

1 - Otoritelerin çoğunluğuna göre, (9. sure -Tevbe- hariç bütün surelerin başında yer alan) bu ifade Fâtiha'nın ayrılmaz bir parçasını oluşturur. Bu nedenle 1. ayet olarak numaralandırılmıştır. Bütün diğer örneklerde ise besmele, surelerin başında yer alır ve fakat ayet sayılmaz. Rahmân ve Rahîm ilahî sıfatlarının her ikisi de "bağışlama", "merhamet", "şefkat" anlamına gelen ve fakat daha da kapsayıcı bir mana ifade eden rahmet isminden (bu ismin masdarından) türetilmişlerdir. İlk zamanlardan bu yana İslam alimleri, bu iki terimi birbirinden ayıran anlam nüanslarını tanımlamaya çalışmışlardır. Bu açıklamaların en ikna edici ve sade olanı İbni Kayyım'a aittir (Menâr I, 48'den naklen): (Ona göre,) Rahmân terimi, Allah'ın Varlığı kavramında içkin (mündemiç) bulunan ve ondan koparılması mümkün olmayan rahmet saçıcılığı vasfını kapsarken, Rahîm, bu rahmetin O'nun mahlukatı üzerindeki tezahürünü ve onlar üzerindeki etkisini, başka bir deyişle O'nun aktivite (faaliyet) tarafını ifade eder.

        
İlk dönem surelerinden biri -nüzul sırasına göre altıncı- olan bu sure ismini en son kelimesinden almakta olup Hz. Peygamber'in mesajına amcası Ebû Leheb tarafından gösterilen sürekli ve şiddetli düşmanlık ile ilgilidir: Ebû Leheb'in düşmanlığı, yapısındaki kibirden, büyük servetiyle gururlanmasından ve Hz. Peygamber'in bütün insanların Allah katında eşit olduğu ve yalnızca faziletlerine göre değerlendirilecekleri şeklindeki tebliğinden hoşlanmamasından (İbni Zeyd, Taberî'nin bu surenin birinci ayeti ile ilgili yorumunda nakledilmiştir) kaynaklanmıştır. Birçok güvenilir otoritenin -Buhârî ve Müslim de onlar arasındadır- rivayet ettiği gibi, Hz. Peygamber bir gün Mekke'deki Safâ tepesine çıkmış ve kendi kabilesi Kureyş'ten kendisini dinleyebilecek herkesi orada toplanmaya çağırmıştı. Toplandıklarında onlara şöyle seslenmişti: "Ey Abdulmuttalib oğulları! Ey Fihr oğulları! Eğer size ‘şu tepenin arkasından düşman askerleri saldırmak üzere' diye haber verseydim bana inanır mıydınız?" Onların cevabı: "Evet, inanırdık!" oldu. Bunun üzerine, "Öyleyse bakın, burada sizi Kıyamet Saati'nin geleceği konusunda uyarıyorum!" O anda Ebû Leheb bağırdı: "Sen bizi bunun için mi çağırdın? Allah seni kahretsin!" Ve kısa bir müddet sonra bu sure nazil oldu.
1. KAHROLSUN o parlak yüzlünün iki eli, (1) ve kahrolsun kendisi!

1 - Hz. Peygamberin amcasının gerçek adı, Abdül‘uzzâ idi. Ama halk arasında, daha çok parlak yüzünde ifadesini bulan güzelliğinden dolayı Ebû Leheb (lafzen, "Alev sahibi") lakabı ile tanınıyordu (Beğavî, Mukâtil'den rivayeten. Zemahşerî ve Râzî, yukarıdaki ayet ile ilgili yorumlarında aynı rivayete dayanırlar: Fethu'l-Bârî, VIII, 599). Bu lakab, yahut künye, İslam'ın doğuşundan önce de kullanıldığından ona olumsuz bir anlam yüklemenin geçerli bir dayanağı yoktur. Yukarıdaki cümledeki "iki el" ifadesi, klasik Arapça'daki kullanıma göre, Ebû Leheb'in sahip olduğu büyük etkiyi yansıtan "güc"ün bir simgesidir.

2. Ne faydası olacak servetinin ve kazancının?
3. [Öteki dünyada] şiddetle parlayan bir ateşe atılacak, (2)

2 - Nâren zâte lehebin ifadesi, Ebû Leheb lakabının anlamı ile ilgili ince bir kelime oyunudur.

4. iğrenç söylentilerin taşıyıcısı olan (3) karısı ile birlikte,

3 - Lafzen, "odun hammalı", insanlar arasında "nefret ateşini tutuşturmak için" gizliden gizliye gerçek dışı söylentiler yayan ve iftiralar atan kişiyi anlatan meşhur bir deyim (Zemahşerî; bkz. ayrıca Taberî'nin nakliyle ‘İkrime, Mücâhid ve Katâde). Kadının adı Ervâ Ummu Cemîl binti Harb b. Umeyye idi: Ebû Süfyân'ın kardeşi ve dolayısıyla Umeyye saltanatının kurucusu Muâviye'nin halası idi. Onun Muhammed (s)'e ve o'na tâbi olanlara karşı nefreti o kadar şiddetliydi ki, sık sık, karanlıkta Hz. Peygamber'in evinin önüne o'nu yaralamak için dikenli çalılar serperdi; ve bu büyük öfkesini sürekli olarak Hz. Peygamber'i ve o'nun mesajını zedeleyici iftiralar atmak suretiyle gösterirdi.

5. [o ki,] boynunda bükülmüş iplerden bir halat [taşır]! (4)

4 - Mesed terimi, maddesi ne olursa olsun, bükülmüş iplerden yapılan her türlü şeyi gösterir (Kâmûs, Muğnî, Lisânu'l-‘Arab). Burada soyut anlamdaki kullanılışı ise ikili bir muhteva taşımaktadır: hem bu kadının kötülüğe meyilli, bozuk ve eğri tabiatını, hem de "her insanın kaderi boynuna bağlanmıştır" (bkz. 17:13 ve özellikle ilgili not 17) manevî gerçeğini anlatır -ki 2. ayetle birlikte bu surenin genel, zamanlar üstü muhtevasını ortaya koyar.